Şubat 2009 için Arşiv

Önce almak istediginiz domainin tespiti cok onemlidir. Mümkün olduğunca:

Kısa Olması: Bir ya da iki kelimelik domainler idealdir. Ama com uzantılı domainlerin hızla azalması istenilen domainin bulunmasını zorlaştırıyor.

Com Uzantılı Olması: com uzantılı domainler internette bir standart oldu. Bu nedenle mümkün olduğunca com uzantılı domainler tercih edilmelidir. İnsanların hafızasında com uzantılı domainler daha çok yer etmektedir. Ama özel bir dernek, grup vs ise org uzantılı ya da içerik internet ya da bilgisayar ile ilgili ise özellikle net uzantılı alınabilir.

Anlaşılır Olması: Kısaltma şeklinde domainler çok tavsiye edilmez. CIA tüm dünyaca bilinen bir kuruluş olduğu için cia.gov domaini idealdir. Ama daha az bilinenler için kısaltmalar tavsiye edeilmez.

Site İçreğinini İfade Edebilen: En az sözcükle site içeriğini ifade edebilmesi önemlidir.

Global Anlam Olması: Bir domainin global anlamı olması büyük avantajdır. Örneğin global.com, export.com gibi…

Sub (Alt) Domain: Tek başına bir anlam ifade etmeyen ama alt domain ile anlamlı olan domain alınabilir. Önce sub domain ne demektir onu araştıralım:

Sub domain domaininizin başına eklediğiniz ve arada . (nokta) bulunan domaindir. Örneğin belediyesi.com diye bir domain aldınız. Bu domaine çeşitli sub domaniler ile yeni domainler elde edebilirsiniz. Mesela bakirköy.belediyesi.com, avcilar.belediyesi.com gibi sonsuz sayıda belediyesi.com domaininin alt domainlerini oluşturabilirsiniz.

İnternette bazı sitelerde domainlerin başında bulunan www kısaltması aslında bir sub domaindir. Bir internet jargonu olduğu için www. şeklinde alt domain oluşturulmuş ve asıl domainin kendisi bu alt domaine yönlendirilmiştir.

Sonuç itibari ile sub domainler ile hedeflenen bir domain, kendisi bir anlam ifade etmese bile alınabilir.

Comments Yorum Yok »

Avrupalı Yahudiler 20 milyon sterlin olarak tahmin ettikleri Osmanlı’nın dış borcunu ödeyeme karşılığında Filistin’den bir parça toprak ister. Sultanın yanıtı Yahudileri yasa boğar!

Zaman gazetesi yazarı Mustafa Armağan, gazetenin Pazar ekinde tarihin tozlu sayfaları arasında kalan ilginç ayrıntıları köşesine taşımaya devam ediyor. Armağan’ın kaleminden bir dönemin perde arkası:

Abdülhamid’in Siyonizm’le dansı

7 Ağustos 1949 günü Tel Aviv-Kudüs yolundan bir cenaze arabası ağır ağır geçmektedir. Viyana’dan bir ‘kahraman’ın kemikleri getirilmiştir.

Bir piyes yazarı ve gazeteci olmasına rağmen kendisini Siyonizm’e adamış, bir hayal kurmuştu. Ama körü körüne hareket etmemiş, çok katlı ve çok boyutlu stratejiler izlemişti. Bu uğurda kralları, bakanları, aydınları, din adamlarını, kısaca aklınıza kim gelirse onları kullanmaktan çekinmemişti. İnancı şuydu: Bir fikir iyi ve haklı ise muhakkak galip gelir.

1897′de ilk Siyonist Kongresi’ni İsviçre’nin Basel şehrinde topladı. Günlüklerine şu kâhince notu düşecekti: “Ben Yahudi Devleti’ni Basel’de kurdum. Eğer bunu bugün yüksek sesle söylersem, cümle âlem bana gülecektir. [Fakat] belki beş yıl içinde ama kesinlikle elli yıl içinde onu herkes tanıyacaktır.”

Dünyada bunun kadar kesin tutturulmuş bir kehanet az bulunur.

İşte ölümünün üzerinden tam 45 yıl, 1 ay geçtikten sonra Viyana’dan getirilen kemikler, Budapeşte doğumlu bir Yahudi’ye aitti. Kudüs’te kendi adıyla anılan tepedeki siyah anıt-mezarının üzerinde İbranice yalnızca “Herzl” yazıyordu. Yani Dr. Theodor Herzl.

İşte bu Theodor Herzl, Avrupa’da zulüm görmekte olan Yahudi halkı için Filistin’den bir toprak parçası koparmak amacıyla eşiğini aşındırmıştı Yıldız Sarayı’nın.

19 Temmuz 1896′da kendisi görüşememişti ama danışman Kont Nevlinski aracılığıyla teklifini iletmeyi başarmıştı Sultan’a. Avrupalı zengin Yahudiler 20 milyon sterlin olarak tahmin ettikleri Osmanlı’nın dış borcunu ödeyecekler, buna karşılık Filistin topraklarından kendilerine bir yurtluk yer verilecekti.

Ne var ki, şen giden Nevlinski saraydan yaslı dönmüş, her şeyin bittiğini, padişahın tekliflerini bir daha işitmek istemediğini söylemişti. Abdülhamid şöyle demişti:

“Bir karış bile toprak satamam. Çünkü o bana değil, halkıma aittir. (…) Yahudiler milyonlarını saklasınlar. İmparatorluğum parçalanınca belki de Filistin’i tek kuruş ödemeden elde edeceklerdir. Fakat ancak kadavramız parçalara ayrılabilir. Vücudumuzun canlı canlı kesilip biçilmesine razı olamam.” (“The Diaries of Theodor Herzl”, Almancadan İngilizceye çeviren: Marvin Lowenthal, New York, 1962, The Universal Library, s. 152.)

Bir devlet başkanından toprak satmasını istemesindeki kabalığın farkına varan Herzl, yanlış yaptığını anlar; lakin işin peşini bırakmayacaktır. Planlarını suya düşüren bu sözler, Herzl’i etkilemiş ve günlüklerine şu ilginç notu düşmeyi ihmal etmemiştir: “Her ne kadar o sırada hayallerime nokta koymuş olsa da, Sultan’ın bu hakikaten yüce sözlerinden etkilenmiştim.”

Sizin anlayacağınız, Abdülhamid’in mücadele ettiği adam da hamhalatın teki değil, davasına adanmış parlak zekâlardan biridir.

Herzl’in, orijinali Almanca olan günlüklerini (zira kendisi İsrail’in kurucusu sayılsa da, pek çok Siyonist gibi İbranice bilmezdi) İngilizceye kısaltarak çeviren Marvin Lowenthal, Abdülhamid’in Siyonist taleplerini reddini “superb”, yani ‘muhteşem’ diye nitelendirirken, Herzl’in de bu ret cevabı karşısında Sultan’a duyduğu “hayranlık”a dikkat çekmektedir.

İşin esası şuydu ki, iddia ettiği gibi zengin Yahudiler Herzl’in arkasına çuvallarla para yığmış değildi; Abdülhamid de hafiyeleri vasıtasıyla bu durumu öğrenmişti. Blöf yapıyordu Herzl; Sultan da bunu biliyor ama Siyonistlerin Avrupa içinde palazlanmalarından ve kendisine yeni bir pazarlık kapısı açmalarından memnuniyet duyuyordu.

Bunun için toprak satın alma tekliflerini reddetmişti ama Herzl’in sonraki projelerini dikkate alır görünmüştü. Bu defa Herzl teklifini Osmanlı’yı kalkındırmak gibi bugünkü yabancı sermayenin getirilmesine benzer bir kılığa büründürmüştü. Avrupalı Yahudi sanayiciler Osmanlı ülkesine yatırım yapacak, ülkeyi, bu arada Filistin’i kalkındıracaklardı. Buna karşılık Yahudilerin Filistin topraklarına yerleşmesine izin verilmesini istiyorlardı.

Abdülhamid ise Siyonizm’i kullanmanın, onu reddetmekten daha fazla işine geleceğini biliyordu. Tekliflerine, kabul etmeyeceklerini bildiği bir karşı teklif getirdi: Yahudiler Osmanlı’nın 30 milyon sterlin tutarındaki dış borcunu ödemek üzere bir konsorsiyum (syndicate) kuracaklardı. Buna karşılık olarak Osmanlı topraklarına yerleşmelerine izin verilecek fakat geldikleri ülkenin vatandaşlığından çıkarak Osmanlı tebası olacaklardı. Asıl vurucu şartsa sona saklanmıştı: Yahudiler toplu olarak Filistin’e yerleşemeyecek, kitlesel yerleşmelerine izin verilmeyecek, değişik bölgelere dağıtılacaklardı; beş aile şuraya, beş aile oraya.

Herzl’in başına “him taşı” düşmüş gibi oldu. Onun bütün davası ırkdaşlarını Filistin’e yerleştirme planı üzerine kurulu değil miydi? Bunu asla kabul edemezdi. Teklif yeterince cazip gelmedi diye düşündü. Daha fazla para toplamak için döndü. Ne ki paralı Yahudiler Sultan’dan Yahudilerin göçüne izin veren resmî bir berat almadıkça kesenin ağzını açmaya yanaşmıyorlardı. Abdülhamid ise ne Filistin’e göçe izin veriyordu, ne de parayı görmeden resmî bir kabule yanaşıyordu. Mesele kilitlenmişti.

Herzl’in Abdülhamid’le görüştüğünü bildiren New York Times’ın 30 Mayıs 1901 tarihli nüshasındaki haber.

Cohn (Herzl’in günlüklerinde Abdülhamid ‘Cohn’ şifresiyle geçer) sıkı pazarlıkçı çıkmıştı; çok şey istiyordu ama pek az şey veriyordu. Herzl 1902 Temmuz’unda son kez geldi İstanbul’a. O da ne? Sarayın eşiğini aşındıran birileri daha vardı. Fransız Mösyö Rouvier Osmanlı maliyesini rahatlatacak tekliflerde bulunmak üzere bir toplantıdan çıkıp öbürüne giriyordu. Bunun üzerine Herzl, Filistin şartından vazgeçti, Mezopotamya’ya (Hayfa dahil) bir Yahudi göçüne resmen izin verildiği takdirde dostlarının Fransızlarınkinden daha iyi bir teklifte bulunabileceklerini bildirdi saraya.

Eskiden kendisine ümit veren saray bendegânı nedense artık yüz vermez olmuşlardı. Sözleriyle destekler görünüyor ama eylemleriyle başka yöne baktıklarını gösteriyorlardı. Sonunda Herzl, piyon olarak kullanıldığına acı bir şekilde tanık oldu. Fransızlara karşı pazarlığı kızıştırmakta kullanılmış, anlaşma yapıldığı için de artık yüzüne bakan kalmamıştı. Abdülhamid yine oyununu oynamış, Fransızları tercih etmişti.

Artık Herzl’in defterinde Osmanlı sayfası kapanıyor, İngiltere sayfası açılıyordu. Çantasını toplarken not defterine şunları yazacaktı: Türkler gün gelecek, dilenci durumuna düşecek ve dizlerime kapanıp yalvaracaklardır.

Yine de Abdülhamid’in Siyonistlere bu denli “müsait” davranmış olmasını içlerine sindiremeyenler haklı olmakla birlikte diplomatik söylem ile gerçek niyet arasındaki farkı fark etmek önemlidir. Nitekim Yahudi araştırmacı Avram Galante’nin “Abdülhamid ve Siyonizm” başlıklı makalesinde belirttiği gibi, Herzl’in görüşmesine aracılık eden İstanbul Hahambaşısı Moşe Levi’nin 3 gün sarayda bekletildikten sonra Sultan’dan yediği ağır zılgıt her şeyi açıklıyor aslında. Bende toprak satacak göz var mı? diyordu Hahambaşına. O ise, torununun Galante’ye anlattığına göre, ağlayarak Sultan’ın ayaklarına kapanıyor, yemin billah Herzl’in toprak talep edeceğini bilmediğini söylüyor, af diliyordu.

Abdülhamid’in cenazesi de bir gün törenle “Türkiye”ye getirilir mi acaba?

MERAKLISI İÇİN NOTLAR

Theodor Herzl’in toplam 5 cilt tutan Almanca günlükleri henüz tam olarak dilimize çevrilmiş değil. Rahmetli Yaşar Kutluay’ın “Siyonizm ve Türkiye” (1967; 2. baskı 2004) adlı kitabı büyük ölçüde günlüklerin bizimle ilgili kısımlarının çevirisidir. Ergun Göze’nin çevirdiğini iddia ettiği “Hatıralar” (2002) ise Kutluay’ınkini bazı noktalarda ikmal etmekten öte bir şey yapmış değildir.

Herzl hakkında özet bilgi, sonradan anti-Siyonist kampa geçen Norman Finkelstein’ın 1987 tarihli “An Impact Biography”sinde bulunabilir.

Bu yazıda yararlandığım iki temel kaynak ise şunlardır: Isaiah Friedman, “Germany, Turkey, and Zionism, 1897-1918″ (Oxford 1977); Walter Laqueur, “The History of Zionism” (Tauris 2003).

Filistin’in dünü ve bugününü anlayabilmek için en esaslı kitaplardan birisi Mim Kemal Öke’nin “Filistin Sorunu”dur (Ufuk, 2002).

Comments Yorum Yok »

Windows’unuz artık eskisi gibi istikrarlı çalışmıyor ve mavi
ekranlarla, donup kalmalarla sıkça muhatap olmaya başladınız,
aklınızda da format atmak var, ama durun bakalım formattan
önce yapılabilecek şeyler var.
Bu aşağıdakiler benim gibi System Restoreyi daima devre dışı
bırakanlar ve Norton Ghost gibi Image alma yazılımlarını
kullanmayanlar içindir.
Ayrıca Cd yi takıp Repair komutu vermekten de nefret ediyorum,
birkaç defa ise yaramadı. Sistemim o kadar hantallaştı ki
dosya açmak için bile 1520 sn bekler olmuştum. Eğer siz de
bunlardan bıkmışsanız;
1. Öncelikle Windows sistem dosyalarını kontrol ettirip
bozulanlar varsa yeniletelim: Windows XP CDnizi takın Windows
kurulum ekranı çıkacaktır, bu ekranı kapatalım.
Başlat–>Çalıştır—> deyip sfc /scannow yazarak Enter deyin
ve beklemeye başlayın.
2. RegSeeker, adli yazılımı indirip tüm registry kayıtlarını
taratalım ve bulduğu tüm hatalı kayıtları bir güzel silelim.
3. Registry Optimizer, programını indirip bir kez de bununla
taratalım ve Registry kayıtlarını bir kez daha düzelttirelim.
Bu program Norton Windoctorun yaptığı işin aynısını yapıyor,
yaptığım denemelerde, bu programı kullandıktan sonra Norton
Windoctorla yaptığım scanlarda hiçbir hata bulamadı.
4. Üsttekiler işe yaramadı Ama hala format atmamakta
kararlıyız, devam o zaman. Kurtarma konsolunu açalım.
Takalım Win XP CDmizi ve CDden Boot edelim.
“R” Repair komutunu R ye basarak seçelim.
Kurtarma konsoluna geldik, Admin passwordumuz sorulduktan
sonra DOS benzeri bir ekranla karşılaşacağız.
Şimdi sırasıyla aşağıdaki komutları verelim:
CD\
cd system32
cd config
ren software software.bak
ren system system.bak
cd c:\windows\repair
copy software c:\windows\system32\config
copy system c:\windows\system32\config
exit
Boot ettikten sonra yepyeni bir Windows XPye sahip oldunuz.
Hayırlı uğurlu olsun. Fakat su an Windowsu yeni kurmuş
olduğumuz için programların çoğu çalışmayacaktır. O nedenle
“Başlat–> Tüm Programlar”da çalışmayan ne kadar program varsa
gidip C dizininden (veya Windowsunuz hangisindeyse) Program
Filestan bu çalışmayan programların klasörlerini tek tek
silmeniz gerekecek. (Formatsız Windowsun da bu zahmeti olsun
canım) Böylece Tüm verileriniz yedeklemeye bile gerek kalmadan
kurtarıldı.

Comments Yorum Yok »